14 Ocak 2015 Çarşamba

Kırmızı.

  Öyle ya da böyle biten anlardan bahsetmek istedim şimdi, nedensizce. Hani dağı taşı da delsen, suyun yatağını da değiştirsen, dünyanın eksenini dahi santimetrelerce yerinden oynatsan oluveren-bitiveren anlardan. Hani biterken koca bir ömrü de saniyelere sıkıştırıveren o kaçınılmaz kasvetli anlardan.
  Bu sözü geçen, şairin bir bakıma anlatmaya çalıştığı elde avuçta tutulamayan anlara dedemin öldüğü gün rastladım ilk, kapının önüne bırakılan bir çift ayakkabıyla. O andan sonra merdivenleri ikişer ikişer değil onar onar da çıksam olacak olanı durduramayacağımı bilmenin kasvetiyle tanıştım. Sonrası hep olduğu gibi, doğanın kanunu gibi; bir kere olan mahkumdur defalarca yaşanmaya.
  Olacak olanın er ya da geç olmasını, bitecek olanın nihai sonla sonuçlanmasını hiçbir şey şaşırtmaz beni, hayat mıdır zaman mıdır bilmem evresi takip etti. Ki bir kere tattıktan sonra insanın ruhuna çok güzel bir lezzet, gözlerine ''zaten biliyordum arkadaşım'' bakışı katar; şiddetle tavsiye ederim. Çünkü şu hayatta gerçekten de hiçbir şey şaşırtmamalı kahramanımızı-kahramanınızı. Ne kapanan kapılar, ne açılan kapılar; ne gidenler, ne gelenler ve pek tabii kayıtsız duranlar. Olanlara şaşırmak yerine söylenecek veyahut dinlenecek-dinlenmesi gerekecek en güzel şey Pilli Bebek abilerin de dediği gibi kırmızıyı ben çözerim, karanlığı kim süpürür bilmem'dir. Karanlığı süpürenlerden olmamak dileğiyle iyi geceler sevgili Kent FM dinleyicileri, tabii öyle bir şey mümkünse

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder